..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: berceste1311
Eser Sıra Numarası: 180217eser22



                                                         KORKUTAN SORULAR

   Güç, para, statü. Bunlar insanları değiştiren şeyler. Değişim derken kast ettiğim; yenileme, geliştirmek anlamında değiştirmek değil daha çok olumsuz yönde gerçekleşen değişimler. İnsana insan olduğunu unutturan değişimler.  Belki önce iyi niyetle başlayan sonra kirlenen davranış değişiklikleri. Etikler, etiket kaygısıyla değişen etikler. En çok da kavgam onlarla. Örneğin bir hukuk öğrencisinin, okul yıllarında yasaları kötüye kullanmak için öğrendiğini sanmıyorum. Bir doktorun, hayat kurtarmakla ilgili öğrendiklerini mezun olduktan hemen sonra, kurtarabilecekken sırf başı belaya girebilir diye bir hastayı reddedeceğini önceden ön gördüğünü de sanmıyorum. İnsanlar üniversite okurken, işe yeni başlamışken böyle düşüncelere sahip olmazlar. Başta dediğim gibi güç, para ve statü insanların gözünü boyar sonradan. Bembeyaz olan vicdanlara saldırır hunharca. Olabildiğince kirletir böylece. Meslek hayatına canla başla atılmış biri, mesleğini sürdürürken başka birinden gelen cazip teklif onu baştan çıkarıp baştaki amacından uzaklaştırabilir. Derdim hak, adalet olduğundan bu kişi farzı misal bir avukat olsun. Suçsuz insanların savunucusu olan bu avukat; o teklifi kabul ettikten ve suçluları suçsuz, suçsuzları suçlu gösterdikten sonra bir daha kendisi gibi olabilir mi? Masumiyetini kişisel menfaatlerine tercih eden bu avukat için artık adalet savaşçısı denir mi? Peki bu avukatımız artık aynaya bakabilir mi? Baksa bile kimi görür? Pişmanlığı mı? Acı çeken vicdanını mı? Yoksa artık kendisi gibi düşünmeyen bakmayan yabancı birini mi? Bir tek şeyden eminim aynada gördüğü asla ama asla yüzü gülse bile mutlu bir yüz olmayacaktır. Peki neden? İnsanlığımızdan, kendimizden bu kadar kolay vazgeçen bireylere dönüştük?  Para, statü eşittir güç; denklemi bizi gerçekte mutlu etmiyorsa neden bu denklemi hayatımızdan çıkaramıyoruz? Korkuyorum işte bu gördüklerimden. Ya bir gün ben de bugün eleştirdiğim yabancıladığım, sevmediğim, itici bulduğum o insana dönüşürsem ya da sevdiklerim dönüşürse? Toplum olarak, birey olarak nereye gidiyoruz? 

     Ellere bulaşmış bu kirliliği, vicdanı insandan söküp koparmış bu karanlığı ne yok edebilir? Sanırım hiçbir şey…  İnsanı yoldan çıkaracak hataların ilkinden uzak durmak mümkün mü? Çünkü bir kere yapınca çorap söküğü gibi arkası da geliyor. Pişmanlık çare olmuyor. Bile bile yanlışlar tekrarlanıyor. İlk defa sahte delil ortaya çıkaran savcı, öğrencisini döven öğretmen, sarhoşken sürdüğü arabayla can alıp kaçan insan, sahte altın satan kuyumcu ve ilk defa hırsızlık yapan genç... Belki kendi istekleriyle yaptılar, belki aileleri veya işleri ile tehdit edildiler, belki güçlü olan tarafın yanında olmak istediler, ya da direk güçlü olandı istekleri. Neden ne olursa olsun sonuç aynı; Kirlenen eller, zihinler ve düşünceler en baştaki temiz haline dönemez.  O teklifi yapan kişi, neye dayanarak ve korkmadan yaptı teklifini? Eğer teklifi ortaya çıkınca alacağı ceza onun gözünü korkutacak kadar büyük olsaydı, teklifi yapmaya cesaret edebilir miydi?  Bu sorular aklıma başka bir soruyu getiriyor.  Yasalarımız eksik mi? Suçlara karşılık uygulanan cezalar yetersiz mi? Caydırıcı özelliği zayıf mı?  Ben bu konulara tam olarak hakim olmayan bir lise öğrencisi olarak bu sorunları görüyorsam, yetişkinler neden göremiyor? Yahut görüp neden susuyorlar ya da neden görmezden geliyorlar. Ortada birçok sorun var ve geleceğimiz karanlık ama neden kimse çözüm yolu üretip, geleceğimizi aydınlatmaya çalışmıyor?
İnsanlığını elinden alacak tüm tekliflere kapalı olan; paraya, güce ve statüye sahip olmak için kendinden ödün vermeyen insanlar ya, onların bu kirlilikle kararmış toplumda  yeri nedir? O gün otobüste ilk defa bir beyaza yer vermeyen siyahi kadın Rosa Park, şoförün ve diğerlerinin tehditlerini dikkate almamıştı. Parasını ödediği için hakkı olduğunu düşündüğü koltuktan, polis gelip onu tutukladığında bile kalkmak istememişti. “Neden beni itip kakıyorsunuz?” diye sorması bile tehditlere başkaldırdığını göstermez miydi? Onun bu hareketiyle Amerika’da otobüslerde beyazlara ve siyahilere aynı haklar tanındı. Artık hiçbir siyahi bir beyaza koltuğunu vermek zorunda kalmadı. Evet, o başardı ve sesini duyurabildi. 

     Peki ya hem ahlaksız teklifleri reddedip, tehditlere boyun eğmeyip hem de sesini duyuramayanlar ne olacak? O isimsiz kahramanlara ne oldu ve olacak ne yazık ki ben de bilmiyorum. Biz ileride tehdide ve böylesi tekliflere göz yumanlardan mı, karşı çıkanlardan mı yoksa tehdit ve teklif edenlerden mi olacağız, onu da bilmiyorum. Bir gün Rosa Park gibi olmayı ümit ediyorum ama ya onu susturmaya çalışanlardan birine dönüşürsem? Ya da bu dünyanın çarkları, insanlığımı ezip beni düşmanıma dönüştürürse? Benim en büyük korkum bu işte.