..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: bella1517
Eser Sıra Numarası: 180215eser08



                                                      VİCDAN MAHKEMESİ

     Yaşamım boyunca hep kafası karışık biri oldum ben. Hep düşünüp bulamadım, neyi düşünüp neyi bulamadığımı. Henüz çok gencim, o yüzden ben çok kitap okumuş biriyim diyemem. Ama okuduğum her kitabı sokakta gördüğüm hayatla bağdaştırmaya  çalıştım her zaman. Farklı bir şeyler vardı hep. Sadece gerçekleri yazan yazarların bile “gerçekliğe” dökemediği bir şey. Kitaplarda hep doğruların yazıldığına inandım, en azından öyle olduğunu düşündüğüm kitapları okudum. Sokağa çıktığımdaysa sanki o doğrular da bir insan siluetine bürünüp de benimle dışarı çıkmışlar sonra da kaybetmişim onları, bir sürü kalabalık doğrunun arasında. İşte benim sorum buydu: O doğruların, bu evrendeki en detaylı, en kararsız - bir o kadar da görmesi çok zor olan doğruların - içinde kaybolduğu ondan daha geniş olup da onu içinde barındıran o şey neydi? Bu sorunun cevabını bulabilmek için gördüğüm her yazarın, her ‘’doğru sahibi’’nin kafasına girmeye çalıştım ve en sonunda dönüp kendi içime baktım. 

  Sonunda cevabı bulmuştum: Beni kendi doğrularımdan kendi irademle vazgeçtirebilecek olan tek şey, adaletti. Ve bu cevapla soru kafamda tekrar şekillenmiş oldu: “Doğru bir insan olmak mı daha önemlidir, adil bir insan olmak mı?” Bu sorunun cevabını ararken etrafımdaki kişileri gözlemledim. Ve hepsinin gözlerinde aynı şeyi gördüm. Hepsi, doğruyla adaletin aynı şey olduklarını düşünüyorlardı. Hayır, bir fark vardı aralarında. Evet, her adil bir doğruydu ama her doğru bir adil değildi. Bunu şöyle düşünmenizi isterim: Çok zengin bir adamın parasını açlıktan ölmek üzere olan biri çalarsa, burada yapılması gereken şey ne olurdu? Adalet, paranın sahibinin zengin olan adam olduğu için ona geri verilmesini ister ve geri kalanını umursamaz. Doğru ise, açlıktan ölmek üzere olan adamın niye çaldığını görür, hatta onu anlar ve onun karnının doyurulmasıyla zengin bir adamın sahip olduğu şeyler arasından bu kadarcık bir şeyin sorun olmayacağını düşünür. Hangisi haklıdır? Ölümün ucunda olan bir adamın hayatı için paranın onda kalması mı yoksa o paranın sahibi zengin olan adam olduğu için ona geri verilip adamın ölüme terk edilmesi mi? Bu soruyla anladım ki doğru duygusaldır, adaletse acımasız ve katı. Ama şöyle bir durum da söz konusuydu, o adama paranın geri verilmesi de bir doğruydu ama birini ölüme terk etmek adil değildi. Dünya hiçbir zaman adil bir yer olmadı ve ömrü boyunca kimse tam olarak adil yaşamadı. Yeri geldi, hepsi doğruyu yaptıklarına inandıkları için yalan söylediler ve birinin gerçeği bilme hakkını çalarak adaleti çiğnediler. Bazense sırf adalet böyle olmasını uygun görüyor, diyerek kendi doğrularını kendi ayaklarıyla ezdiler. Yani ben kimseden tam bir “adil” ya da tam bir “doğru” olmasını beklemiyorum, kendimden bile. Ama insanlar hayatları boyunca hangisine daha sadık kalarak yaşamalıydılar? İnsan vicdanı, insan günahını hangisine bakarak yargılamalıydı? İşte belki de sırf bu sorunun doğru cevabını hiçbir zaman bulamayacağımdan her zaman en zor mesleğe hakimlik diyeceğim. Ben hâkim olamam çünkü. Her dava sonrasında kendime “Doğru olanı mı yaptım yoksa adaletin benden beklediğini mi?” sorusunu sorup en sonunda kendi vicdan mahkememde kendimi suçlu olarak yargılayamam, hele ki orada da hâkim benken. Gene aynı soru kalır çünkü bana. İşte bu yüzden adalet zordur. Adalette duygular yoktur, adalet nesneldir. Bir bakıma öyle de olmalıdır. 

    Doğrulardaysa, onlara olan bakışımızı değiştirmek için her zaman duygularımızı değiştiren bir olay yeterli olacaktır. O yüzden, doğru da zordur. Onu sabit tutmak, benimsemek imkansızdır. Öyle de olmalıdır aslında. Devir değiştikçe doğrular da değişir çünkü. Bu yüzden sizden çok özür diliyorum, ben soruma hala bir cevap bulabilmiş değilim. Yine üzülerek söylüyorum ki, hiçbir zaman da bulamayacağım. Sahip olduğum tek sevinç ve teselli benim de normal bir insan olmamdır. Çünkü kendini gerçekten kendi vicdan mahkemesinde yargılayabilen hiçbir insan bunun cevabını bulamaz.