..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: anka1881
Eser Sıra Numarası: 180205eser02



                                                                       Hayat Düğümü

          Soru işaretleriyle doludur hayat . Soru işaretleri  aklımıza takıldığında dünya  , belki de daha güzel bir yer olur . Her soru işaretinde çözüm aramaz mı insan? Karmaşanın ortasına durup düşünmez mi ?

      Bazen kafasına konan bir sinekmiş gibi elinin tersiyle kovalamaz mı sorunları ? Bazen de soru işaretlerinin altında ezilmez mi ? Soru işareti diyip çok büyütmemeli , çokta hafife almamalı insan . İster dağ kadar olsun , isterse devede kulak sorun sorundur ve soru işareti mutlaka sorunlarda bulunur . Sorun ne kadar büyük olursa olsun soru işareti hep aynı boydur ve insanın beynini kemirir durur . Henüz vakit varken erteleyip durmamalı sorunları çalar saat gibi . Belki kendimizin , belki başkalarının hayatını değiştirebiliriz soru işaretleriyle . Keşke demek yerine “ Neden ? “ diye sorgulamalı insan , neden böyle ve ben ne yapabilirim ? Kendimizi , çevremizi sorguladığımız anlarda hayatımızın bilincine daha çok varırız . Bazı anlar vardır ki , insanları yaşamlarına dair bilinçlendirir ve onları daha değerli kılar . Bu güzel anlar ne yazık ki çok kısadır . Ben diyeyim bir kaç  dakika siz diyin bir kaç  saniye… Yinede zamanı küçümsememeli insan . Birkaç saniyede soru işaretleri takar aklınıza , kaçmak isteseniz kaçamazsınız , bağırmak isteseniz sesiniz çıkmaz , duvarları yumruklasanız elleriniz kanar , ağlasanızda yakarsanız da çözüm bulamazsınız . Çözüm bulamasanız bile sizi olgunlaştıran o küçücük anda hayatı sorgularsınız ve bir şeyler değişmeye başlar , zamanla anlarsınız . İşte bu zaman , bizleri insanca yaşatan zamandır . Soru işaretlerine takıldığımızda düşünüp , sorgulayıp , çözüm aradığımız zamandır. Benim hayata bıraktığım ilk soru işareti bu anlarda gizlidir . İşte  benim insanlığı sorguladığım ilk soru işaretim :

      İnsanlar ne zamandan beri bana dokunmayan yılan bin yaşasın sözünü hayat felsefesi yaptılar , acaba ? Bu duyarsızlık , bu kendini çevreden , sorunlardan soyutlama hali nedir ve ne zaman biter ? Gerçek duygulara sahip , insan gibi yaşayan insan var mıdır ? Merak işte benimkisi ...

      Ömrümün sonuna kadar unutamayacağım o an için teşekkürler çocuk ... Yolun ortasında tartının başında bekliyordun . Belki birisi gelir tartılır diye . Önünden geçtim , acelem vardı . Abla , diye fısıldadığını hatırlıyorum . Dönüşte kaldırıma oturmuştun ağlıyordun , tartın kırılmıştı . Öylece bir kaç adım attım  , kırmızıydı gözlerin nasıl kıyabilirdim sana , nasıl yürümeye devam edebilirdim ? Yoldan geçenler , cam kırıklarının farkındaydılar , görüyorlardı ama önünden geçmeyi tercih ettiler . İşte o zaman duyarlılığı sorguladım . Sekiz bilemedin dokuz yaşlarındaki bir çocuk ağlıyorken , sokakta tartının başında para kazanmaya çalışan bir çocuğun hayatı ne kadar ne kadar zordur diye düşünmeyip duyarsız kalan insanlara senin yerine ben dargınım çocuk . Cebimdeki son parayı yüzünü güldürmek için sıkıştırdım avuçlarına . Allah razı olsun abla , diyip gözlerinin içinin  güldüğünü hatırlıyorum işte buradan sonra bir düğüm boğazımdan aşağı inmiyor . Allah senden razı olsun küçüğüm . Okuduğum kitaplarda değilmiş hayat , sandığım gibi değilmiş yaşamak . Keşke yanında kalıp biraz daha konuşsaydım seninle . Adın neydi acaba gözleri güzel çocuk ? Başını sokabileceğin bir çatı var mıydı ? Okula gidiyor muydun ? Keşke sana bunları sorabilseydim belki o zaman bir kaç dakika daha anlam kazanırdı hayat benim için . Sen , çevrendeki ağlamana kayıtsız kalanlara aldırma . Çok üzücü biliyorum ama onlar senin varlığının da , yokluğunun da  farkında  olamazlar ...
   
 Dünyada almış başını gidiyor duyarsızlık . Kayıtsızca , sıkışıp kalıyoruz sihirli kutulara . Kitaplarımızın yerini telefonlar almış , bazı zamanlar seslerimizi duymaz olmuşuz . En kötüsü kendimizi dinlemeyi unutmuşuz ; yalnızlığımızda , duygusuzluğumuzda kaybolmuşuz . Toplu taşıma araçlarını herkes kullanıyordur . İnsanlarla iç içe olduğumuz , yazları sıcaktan bunaldığımız , kışları " Oh be , sıcacık ! " dediğimiz , itişerek bindiğimiz , hurra indiğimiz , günün ilk ve son saatlerini paylaştığımız yerlerdir . Bu saatlerde , aklıma uzun zamandır takılan , cevabını bulamadığım bir soru işaretim var . Bu ölü sesler korosu nereye gidiyor ? Bedenlerine hapsolmuş ruhlarıyla , özgürlüğü bulmak için nereye kaçıyorlar ? Neden hepsi mutsuz ? Neden kimse gülmüyor , kimse konuşmuyor ? Bu ölü sesler korosu bana ne anlatmak istiyor ? Günün ilk saatlerinde uykusuzluğa , son saatlerinde yorgunluğun pençesine takılmışız . Sıcak bir gülümsemeden , hoş bir sohbetten eser yok . Gülümsediğinizde size karşılık veren biriyle karşılaşırsanız çok şanslısınız . Genelde gülmekle , gülmemek arasındaki ikilemde kaybolmuş mimikle karşılaşıyoruz . İnsanlar samimiyetlerini evde mi bırakıp dışarı çıkıyorlar  , gülümsemelerini aynalarla mı paylaşıyorlar , merak ediyorum . Böyle zamanlarda yaşlıları çok seviyorum . Yanlarına oturduğunuzda hemen laf atarlar size , konuşmanın samimiyetine kapılıp zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız , diğer günlerin aksine . Ben böyle günlerde daha mutlu ve pozitif hissediyorum . Evden çıktığımda adını bilmediğim bir amcayla selamlaşıyorum her sabah . Günaydın kızım , o güzel yüzünden gülümseme hiç eksik olmasın diyor . Adını bile bilmediğiniz insanların iyi dilekleri sizi o kadar mutlu ediyor ki anlatamam . Benim bu zamandaki en kıymetli hazinem , insan gibi , duygularımla , yozlaşmadan yaşamamı sağlayan , değerli anlarımın , düşüncelerimin hatta insanlık için telaşa kapıldığım soru işaretlerinin temelini oluşturan , tanımadığım ama gülümsemekten kaçmadığım insanlardır .

     Apartmanlarda eski komşuluklar da yok şimdilerde . Aşurelerle , helvalarla dolu tepsiler de yok haliyle . Kapınız çalınırsa bilin ki aidat zamanıdır , aksi düşünülemez . Asansörde bir selamı çok görenler vardır , hemen gözlerini ayakkabılarına indirirler , katları saymaya başlarlar ... Onlara çok üzülüyorum . Bizler sıcaklığıyla , güler yüzüyle , hoş sohbetiyle tanınırken kendimizi soyutlamaya , özümüzden uzaklaşmaya ne ara başladık merak ediyorum . Ölümlü dünya adı üstünde boş ver bütün dertleri gülümse .. Siz aldırmayın somurtanlara , sizlere selam vermeyenlere . İnadına daha çok gülün , daha çok laf atın sizlerle konuşmaktan çekinenlere . Kendinizden , insanlıktan uzaklaşmayın . O zaman daha özgür hissedeceksiniz , ölü sesler korosunun aksine ... Sesinizi , gülüşünüzü sevin . herkese de gösterin . Biliyorum , dünyadaki bütün insanların sesleri ve gülüşleri özeldir . Bu zenginlikten uzakta kalanlara sesleniyorum : Gittiğiniz yol kendinizde daha da hapsolmanıza sebep oluyor . Sadece gülümseyin , gülümseyin , gülümseyin ..