..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: 11yıldızlıgece0025
Eser Sıra Numarası: 180216eser32



                                                       HAYATIN ÜÇTE BİRİ

      Ergenlik sadece fiziksel değişimin değil, ruhsal farklılıkların da oluştuğu bir dönemdir. Kimlik arayışı, ben kimim sorusuna cevap bulma isteği, dünyadaki yerini belirleme isteği gibi sorular hemen hemen her gencin aklından en az bir kere geçirdiği düşüncelerdir.
       
Bahsettiğimiz sorulardan başka da her gencin kendine özgü çeşit çeşit soru aklını kurcalar. Benim de çocukluğumdan beri aklımdan çıkmayan bir dizi soru oldu: Neden bazı insanlar daha yetenekli ya da zeki, neden savaşlarda çocukları öldürüyorlar, insanlar niçin bu kadar kavga ediyor gibi ciddi ve anlamlı sorulardan tutun; bütün kediler kız, bütün köpekler erkek mi, güneş batınca nereye gidiyor, balıklar nasıl uyur gibi şimdi düşündüğümde bana komik gelen birçok konu üzerinde düşündüm.
       
Son zamanlarda en çok aklıma takılan  ‘‘Uyumazsak ne olur?’’ sorusu. Uyumak bana hala biraz zaman kaybı gibi geliyor. Çünkü uyku anında dünya ile bağlantımız kopuyor, bilincimiz devre dışı kalıyor, sanki yaşamıyormuşuz gibi varlığımızın bile farkında olmuyoruz. Bu durum bende hep ömrümüzün uykuya ayırdığımız kısımlarının boşa geçtiği hissini uyandırdı. Günlük yaşantımızda çok meşgul ve sıkışık günler geçirsek de ortalama 6 ile 8 saat uyuyoruz ki bu da 24 saatin en az dörtte biri ediyor. Şöyle de düşünebiliriz, günde en az 6 saatini uykuya ayıran bir insan 80 yaşına kadar yaşayan bir insan bu zamanlarında uyumasaydı 20 yıl daha fazla yaşamış gibi hissedecekti. Sadece bu da değil, hayatımızda birçok değişiklik olabilirdi. Örneğin iş vardiyaları gece ve gündüz olarak sayısı ikiye katlanırdı, bu sebeple de üretim artar yani tüketim çılgınlığı da bir nevi yükselirdi. En çok tüketilen maddelerden biri de doğal kaynaklarımız ve elektrik olurdu. Geceleri aydınlatmaya daha çok ihtiyaç duyar, normalde uyuduğumuz zamanlar ihtiyaç duymadığımız besinler i daha çok tüketir ve susar, barınma ve soğuktan korunmak için daha çok enerji ve emek harcamak zorunda kalırdık.
       
Bütün bu fikirlerle insanın uyumadan hayatını sürdürüp sürdüremeyeceğini araştırdım. Benim kafamı karıştıran soru çeşitli bilim insanlarının da ilgisini çektiğini fark ettim. Da Vinci’nin benim gibi düşündüğünü, günde sadece iki saat uyuduğunu öğrendim. Atalarımızın uykumuzun onlarca ilaca bedel olduğunu, vücudun uyku ile kendini iyileştirdiğini öğrendim. Okuduğum son deney ise insanın uyumaya mecbur olduğunu, uyumamanın başlangıçta dikkat eksikliği, biraz daha artırılınca hafıza kaybı ve halüsinasyona ve sonunda ölüme yol açtığını duyunca kafamdaki sorunun yanıtını bulmuş oldum. Yani uykucu olmamıza gerek yok ama bizim yaşlarımızda en az 8 saat uyku şart.
     
Uykusuz duramayacağımızı öğrendim fakat benim için tam bir bilinmez olan rüyalarla ilgili birden fazla soru her zaman kafamda yer etmişti. “Rüyalarımız bilinçaltının bir habercisi midir? Rüyalarda bilmediğimiz bir dilde nasıl konuşabiliyoruz? İstediğimiz rüyayı görebilir miyiz? Görme engelli insanlar rüya görür mü? Rüyalarımızın aslında sadece birkaç saniye sürdüğü doğru mudur? Bebekler rüya görür mü?” gibi sorular… Bunların içinden en merak ettiğim soru ise görme engelli insanların rüya görüp görmemesiydi.
      
Rüya deyince aklıma hep görsellik yani renkler ve hareket geliyor. Görme engelli insanların ise bunları hayal etmesi bana oldukça zor, hatta imkânsız geliyor. Bu konuyu da çeşitli kaynaklardan araştırmaya çalıştım ve cevabı buldum. Görme engelli insanlar günlük yaşamda duyularla algıladıkları şeyler sayesinde rüyalarında koku, ses, dokunma gibi hislerin ağırlıkta olduğu deneyimler yaşarlar. Fakat görme engelli insanların gördükleri rüyalar "görsel" öğeler içermeyebilir. Bu da onların ne zaman görme engelli olduklarıyla yakından ilintilidir. Çünkü görme yetisini sonradan kaybeden insanların zihinlerinde görsel imgeler olacağı için onlar görsel içerikli rüyalar görebilirler.
     
 Rüya ile ilgili konuların tamamı biraz gizem taşıdığı için sadece benim değil başta sanatçılar olmak üzere tüm insanların ilgisini çekiyor. Ünlü yazarımız Ahmet Hamdi Tanpınar da rüyanın ikinci bir ömür olduğuna inanmıştır.
     
     Bence rüya ve uyku ile ilgili sorular hiçbir zaman bitmeyecek. İnsanoğlunun zihninde yer etmeye devam edecek.